|
Ahmet Tekin : 0-505-561 44 67
NLP
Neuro Linguistic Programming
Beynimizin Kullanma
Kılavuzu
En iyi öğrenme yöntemi hikaye (metafor)
ile öğrenmedir.
BAMBU AĞACI
Çinliler bambu ağacını şöyle
yetiştirir : Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik
olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına
filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır
ve gübrelenir. Fakat tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya
su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye
başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır. Akla gelen ilk
soru şudur: Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı haftada mı yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?
Bu sorunun cevabı hiç şüphesiz ki beş yıldır. Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş
yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden, hatta var olmasından söz edebilir miydik?
Bir başarının şartları her zaman çok basittir; Çalışın, sabredin... Her zaman inanın
ve hiçbir zaman geri dönmeyin. Asla vazgeçmeyin...
NLP
NLP mükemmelliği
ve üstün özellikleri, olağanüstü bireylerin ve kurumların başarılı sonuçlara nasıl vardığını
inceler. Yöntemler başkalarına öğretilebilir ve böylelikle onlar da aynı güzel sonuçlara ulaşabilir.
Bu işleme “modelleme” adı verilir.
Modellemek için, NLP, kişisel deneyimlerimizi nasıl
oluşturduğumuzu, değerlerimiz ve inançlarımız hakkındaki düşüncelerimizi, duygusal durumlarımızı
nasıl yarattığımızı ve deneyimlerimizden yola çıkarak iç dünyamızı nasıl
kurduğumuzu ve ona bir anlam kazandırdığımızı ele alır. Hiçbir olay tek başına
bir şey ifade etmez, ona biz bir anlam kazandırırız ve farklı kişiler aynı olaya farklı
anlamlar verebilir. Bu nedenle NLP içsel deneyimleri inceler.
NLP, en iyi iletişimcileri inceleyerek işe
başlamış ve gelişerek insanlar arası iletişimin sistematik irdelenmesi şeklini almıştır.
Müstesna insanların modellenmesiyle ortaya çıkan kullanışlı araçlar ve yöntemlerle genişletilmiştir.
Bu yöntemler spor, iş, eğitim, psikoloji, ticaret, hukuk, ve öğrenim alanlarında tüm dünyada kullanılır.
Bununla birlikte NLP, sadece bir teknikler dizisinden çok daha fazlasıdır. Aynı zamanda merak, araştırma
ve eğlenceye dayanan bir zihin çerçevesi, bir düşünme biçimidir.
“Nöro Linguistik Programlama”
ismi, NLP’nin bir araya getirdiği üç alandan oluşmuştur;
N - Nöroloji - zihin ve düşünme
şeklimiz
L - Linguistik(dilbilim) - dili nasıl kullandığımız ve bizi nasıl etkilediği
P
- Programlama - hedefe varmak için davranışlarımızı nasıl düzenlediğimiz
Aşağıda
NLP’nin bazı tanımları yer almaktadır. Onları toplu bir şekilde gözden geçirmeniz size
bu alanda genel bir fikir verecektir.
•“NLP, kişisel deneyimler yapısının incelemesidir.” •“NLP,
dünyadaki kalıpların saptanması ve kullanımı için hızlandırılmış bir öğrenim
stratejisidir.” (John Grinder) •“NLP, kaybettiğimiz şeylere geri dönüş – bilgi kuramıdır
– Tanrının bir lütfudur.”(John Grinder) •“NLP, çoğaltabilmek amacıyla, mükemmeli
modelleme yöntemidir. “(Dr. Wyatt Woodsmall)” •“NLP, işe yarayan bir şeydir.” (Robert
Dilts) •“NLP, ardında bir dizi teknik bırakan bir tutum ve bir metodolojidir.” (Richard Bandler) •“NLP,
dilin zihnimiz ve onu izleyen davranışlarımız üzerindeki etkisidir.” •“NLP, insanlar
arası iletişimin sistemli bir çalışmasıdır.” (Alix Von Uhde)
Şimdi size iki
hikaye; Hikayeler her zaman için düz bir anlatımdan çok daha zengin bir düşünce kaynağıdır.
Bir
çocuk annesine “NLP ne demek?” diye sordu. Annesi “Sana şimdi söyleyeceğim ama anlayabilmen için
önce bir şey yapman gerek. Orada koltuğunda oturan büyükbabanı görüyor musun?” dedi. Çocuk “Evet”
diye cevapladı. “Git ve ona bugün romatizmalarının nasıl olduğunu sor”. Çocuk büyükbabasına
gidip, “Büyükbaba, bugün romatizmaların nasıl?” diye sordu. “Biraz kötü, evlat” diye
cevap verdi yaşlı adam. “Nemli havalarda her zaman daha fena oluyor. Bugün parmaklarımı bile oynatamıyorum.”
Yüzü acıyla gerilmişti. Çocuk annesine geri dönüp, “Kötü olduğunu söyledi, sanırım acı
çekiyor. Şimdi bana NLP ‘nin ne olduğunu söyleyecek misin?” Annesi “Bir dakika sonra, söz veriyorum”
diye cevapladı. “Şimdi büyükbabana git ve senin çok küçükken yaptığın en komik şeyin ne
olduğunu sor” dedi. Çocuk tekrar büyükbabasına giderek “Dedeciğim” diye başladı.
“Benim çok küçükken yaptığım en komik şey neydi?” Yaşlı adamın yüzü aydınlandı.
“Oo,” diye gülümsedi. “Birçok şey vardı. Bir gün sen ve arkadaşların Yılbaşı
gecesi oyunu oynuyordunuz ve banyonun her yerine kar yağmış gibi pudra serpmiştiniz. Çok gülmüştüm,
ama ben temizlemek zorunda kalmıştım.” Yüzünde bir gülümsemeyle boşluğa dalıp gitti. “Sonra
bir gün seni yürüyüşe çıkartmıştım. Yeni öğrendiğin bir çocuk şarkısını
bağırarak söylüyordun ve o sırada yanımızdan bir adam geçti ve sana ters ters baktı, çok gürültü
yaptığını düşünüyordu. Benden sana sessiz olmanı söylememi istedi. Sen adama dönüp “Eğer
benim şarkı söylememden hoşlanmıyorsanız gidip başınızı kaynar suya sokun”
dedin ve daha yüksek bir sesle şarkına devam ettin”. Yaşlı adam kahkahalarla gülüyordu. Çocuk
tekrar annesine dönüp “Dedemin ne söylediğini duydun mu?” diye sordu. “Evet” dedi annesi.
“Birkaç sözle onun kendini nasıl hissettiğini değiştirdin. İşte NLP budur.”
NLP GELİŞİMİNDE BAŞLICA ETKİLER
NLP, tümüyle oluşmuş
bir şekilde birden bire ortaya çıkmamıştır. Belli bir mantık çerçevesine dayanan ilmi bir tarihçesi
ve felsefi bir temeli vardır. NLP’yi geliştiren kişiler bir çok farklı ipliği biraraya getirerek
NLP kilimini dokumuşlardır.
WILLIAM JAMES ve PRAGMATIZM
William James, pragmatizm teorisini geliştiren
Amerikalı bir filozof ve psikologtur. James, zaman kavramıyla ilgili olarak subjektif yani kişisel deneyimlerimiz
konusunu ele alan ilk psikologlardan biridir ve NLP’nin zaman çizgileriyle ilgilenmesinin başlangıcının
büyük bir olasılıkla onun çalışmaları oluşturmaktadır.
William James’in yazdığı
devirde yapılan psikolojik çalışmaların çoğu, zihinsel olaylar ölçümü mümkün olan bilimsel bilgiler
olarak değerlendirerek, dışarıdan bir bakış açısıyla ele alıyordu. James ise
deneyim, bir gözlemci tarafından ölçülebilen objektif bilgiler olarak değil de deneyimin direkt olarak içinde olmanın
nasıl bir şey olduğunu incelemek için bunlara içerden bir bakış açısıyla yaklaşmıştır.
William James, subjektif deneyimin geçerli olmasına öncülük eden isimlerden biridir.
Kaynak : William James, Principles
of Pychology, 1980
YAPICILIK (YAPISALLIK)
Yapısallık, insanların zaten var olan bir dünyanın
pasif alıcıları olmayıp bunun ortak yaratıcıları olduğu fikrini savunan mantıksal
ve felsefi bir tartışmadır. Deneyimlerimizi, duygularımız yoluyla elde ederiz. Bu nedenle, ancak
duyularımız sayesinde algılayabildiğimiz şeylerin farkında oluruz ve bu da muhakkak ki olayların
genel düzeyinde, belirli bir görüşle sınırlanmış tanımlamalardır. Sadece duyularımızın
izin verdiği kadarını görür, işitir ve hissederiz. Bundan başka kültürümüz, değerlerimiz, beklentilerimiz,
zihin yapımız ve içinde yaşadığımız toplum gibi olgular neyi ne şekilde deneyimlediğimizi
belirleyen önemli etkenlerdir. Sonuç olarak hepimiz gerçeğin farklı bir haritasını çizeriz ve bu harita
bizim kendi gerçeğimizi oluşturur. Yapısallık ve solipsizm yani tekbencilik aynı şey değildir,
çünkü solipsizm kendi var oluşunuzdan başka herhangi bir şeyin gerçekliğini kabul etmez. Yapısallık
“kendi varlığımızın dışındaki” gerçekleri inkar etmez, sadece bu gerçeklerin
tümünü bilmemizin mümkün olmadığını ve kendi gerçeklerimizi yaratmakta birey olarak aktif bir rol oynadığımızı
ileri sürer. Bireyler, çevrelerindeki olayları ve gerçekleri ne şekilde algıladıklarından ve buna
bağlı olarak nasıl bir davranış biçimi sergilediklerinden sorumludur.
Kaynak : Paul Watzlawick,
The Invented Reality, W.W.Norton, 1984
ALFRED KORZYBSKI VE GENEL SEMANTİK (ANLAMBİLİM)
Korzybski,
sürekli değişim içinde olan bir dünya süreci hakkında konuşurken, düşüncelerimizi kullandığımız
dille sabit kalıplar içinde dondurmadan ifade edebilmenin yolunu bulmak amacıyla geliştirdiği ve “genel
semantik” (genel anabilim) adını verdiği bir bilim dalının kurucusudur. “Nöro Linguistik”
terimini ilk olarak 1933 yılında Alfred Korzybski kullanmıştır. Ayrıca, “Harita, temsil
ettiği alan değildir”, başka bir deyişle “harita (dil) ve harita da gösterilen şey (deneyim)
farklıdır” görüşünü ortaya atan ilk bilim adamıdır. Kelimeler, temsil ettikleri nesnelerle
aynı şey değildir. Kelimeler, sadece deneyimin yapısını gösterir. Kelimeler, deneyimin kendisine
kıyasla çok daha sınırlıdır ve bu ikisini yanlış algılayarak birbirine benzetmek sorunlara
ve hayal kırıklığına yol açar. Korzybski dildeki sayısız farklılıkları ortaya
koyarak, harita ve temsil ettiği alanın farklı şeyler olduğunu açıklayan birçok yazı yazmıştır.
İnsanların, kullandıkları dille gerçeğin nasıl bir haritasını çizdiklerini ve daha
sonra da bu haritayı gerçeğin kendisi olarak kabul ettiklerini konu eden çalışmaları vardır.
Bir harita asla tam anlamıyla doğru olamaz, ancak belli bir ölçüde yararlı olabilir. Korzybski’nin çalışmaları,
NLP’ de dil modelinin temelini oluşturan unsurlardan biridir.
Alfred Korzybski’nin öncülüğünü
yaptığı çalışmaları, “ Kullandığımız dilin tamamı metaforlardan
oluşmaktadır” görüşünü ortaya atan George Lakoll ve Mark Johnson devam ettirmiştir. Hiçbir zaman
için nesnelerin kesin olarak nasıl olduğunu ifade edemeyiz, sadece onların neye benzediklerini söyleyebiliriz.
En basit cümlelerde kullandığımız metaforlar bile düşüncelerimizi kanalize ederler. (Elbette ki düşüncelerimizde
kanallar yoktur fakat bu son cümlede düşünce sistemimizin ne şekilde oluştuğunu tasvir etmek için “Kanalize
etmek” metaforu kullanılmıştır.) Dildeki metaforları gerçeğe uygun bir biçimde ele almak,
dünyayı nasıl düşündüğümüz ve algıladığımız ve buna bağlı olarak neler
yapabileceğimiz konusunda son derece cazip bazı yeni düşünce yöntemleri bulmamızı sağlar. NLP
genellikle dili, ardında gizli olan düşünce sürecine bir ipucu olarak değerlendirir.
Kaynaklar : Alfred
Korzybski, Science and Sanity, Institute of General Semantics, 1944 George Lakoff ve Mark Johnson, Metaphors ve Live By, Chicago
Press Üniversitesi 1980
CARL ROGERS VE KİŞİYE DÖNÜK TERAPİ
Carl Rogers, “Kişiye
dönük terapi” yöntemini bulan ve bu yöntemin yararlarını savunan en ünlü isimdir. Rogers, müşterisinin
kullandığı dili aynı şekilde kendisine yansıtarak onun kendi inançlarını ve varsayımlarını
tarafsız bir gözle ve yargılamadan keşfetmesine ve problemini anlayarak bir çözüme varmasına olanak sağlamıştır.
Yargılamadan dinleme ve yansıtma yöntemleri, NLP’nin terapiye yaklaşımının merkezini oluşturur.
Grinder ve Bandler müşterileriyle birlikte Carl Rogers’ın video kasetlerini inceleyerek, bunlar üzerinde çalışmalar
yapmışlardır.
Kaynak : Carl Rogers, Freedom to Learn, Merrill, 1983
ERIC BERNE VE İNSANLARARASI
İLİŞKİLERİN ANALİZİ
Eric Berne, 1964 yılında “Games People Play”
(İnsanların Oynadığı Oyunlar) adlı kitabını yayınladı. Bu kitapta, insanların
kişiliklerinde değişik “yanlar” bulunduğu ve bu yanların farklı biçimlerde düşünerek
farklı tepkiler verdiği fikri tanıtılmıştır.
Berne, bu yanlardan en önemli olan
başlıca üç tanesini “yetişkin”, “çocuk” ve “ebeveyn” olarak isimlendirmiştir.
NLP çalışmalarında, “Kişiliğin yanları” metaforu, Berne’in kullandığı
biçimden biraz farklı olarak geniş çapta yer alır. Buradaki söz konusu “yanlar” bir metafordur.
Hiç kimse gerçek anlamda parçalara bölünmüş değildir, fakat problemler ve zor kararlarla karşılaştığımız
durumlarda bu fikir yararlı olabilir, çünkü insanlar genellikle birbiriyle çatışan arzular ve duygular içinde
kaldıkları zaman kendilerini parçalara bölünmüş gibi hissederler. Grinder ve Bandler psikoterapi çalışmalarında
Eric Berne’in video kasetlerinden yararlanmıştır.
Kaynaklar : Eric Berne, Transactional Analysis
in Psychotherapy, (Psikoterapide insanlar arası ilişkilerin analizi), Souvenir Press, 1961 Eric Berne, Games
People Play, Penguin, 1964
KARL PRIBRAM, GEORGE MILLER VE EUGENE GALLANTERTOTE MODELİ
Karl Pribram, George
Miller ve Eugene Gallenter, 1960 yılında yayınlanan, Plans and the Structure of Behaviour (Planlar ve Davranış
Yapısı), adlı kitapta TOTE modelini ortaya atmışlardır. Bu model, hedeflerimize ulaşmak
için “geribildirim” ve “ileri bildirim” ilkelerini kullanarak ne şekilde tepkiler verdiğimizi
ve nasıl davrandığımızı açıklar. Basit anlamda etki-tepki davranış modelinin
yerini almıştır. TOTE modelinde, mevcut durumla arzu edilen durum arasındaki farkı azaltmaya yönelik
bir davranış biçimi sergileriz. Aradaki bu fark tamamen ortadan kalkıncaya kadar eyleme devam ederiz. Bu model
NLP’de hala kullanılmaktadır, çünkü sibernetik bir modeldir yani belli bir davranışın sonuçları
sistem içinde bir geri bildirim oluşturur ve bir sonraki davranışta kaynak olarak kullanılır. George
Miller bir deneyimin aynı anda sadece “yedi artı veya eksi iki” ölçekleriyle ilgilenebileceğimiz
fikrini öne sürmüştür. Dikkat ettiğimiz şeyler ve deneyimlerimizi düzenleme yöntemimiz, bilgi derecemizi ve
hatırlama kapasitemizi etkiler.
Kaynaklar : Karl Pribram, George Miller ve Eugene Gallanter, Plans and Structure
of Behaviour,Prentice Hall, 1960 George Miller, “The Magic Number Seven, Plus or Minus Two”, Journal of the American
Psychological Society, 1956 Gregory Bateson, Friedrich (Fritz) Perls, Milton Erickson ve Virginia Satir, NLP’nin gelişiminde
en çok etkisi olan isimlerdir.
GREGORY BATESON (1910-1980)
İngiliz bir antropolog olan Gregory Bateson,
etnoloji, psikiyatri, psikoloji ve sibernetik alanlarındaki çalışmalarıyla tanınır. 1920 ile
1930 yılları arasında zamanını Bali ve Yeni Gine halkını inceleyerek geçirmiştir.
Kendisi gibi bir antropolog olan Margaret Mead ile evlenerek 1949 yılında Amerika’ya yerleşmiştir.
Kaliforniya’da Palo Alto’da bulunan Emekli Askerler Kurulunda Jay Haley ve John Weakland ile beraber çalışarak
bir süre etnolog olarak görev yapmıştır. Bu kişiler daha sonraki yıllarda Paul Watzlawick ile birlikte,
kısa terapi bilim dalına dönüşen fikirlerin öncülüğünü yapmışlardır.
Bateson, 1950
yıllarında sistemler teorisi konusundaki Macy Konferanslarının kurucu üyesidir ve bu çalışmalarını
Warren McCulloch ile birlikte sürdürmüştür. Psikiyatri, sibernetik ve sistemler teorisi alanlarında önemli katkıları
vardır. Çok yönlü bakış açısı, sibernetik epistemoloji ve sistemler teorisi konularındaki yazıları,
NLP’nin mantıksal temelini oluşturur. Richard Bandler ve John Grinder, Bateson’ı resmen modellemedikleri
halde, 1970’ lerin başında Santa Cruz’da onunla komşu oldukları dönemde sık sık
biraraya gelerek sohbet etmişlerdir. John ve Richard’ın, iletişim becerilerini modelleme çalışmalarında
Bateson’ın düşünce tarzının ve belirttiği farklılıkların çok büyük etkisi olmuştur.
Kaynak : Gregory Bateson, Steps to an Ecology of Mind, Ballantine Books, 1972
FRİTZ PERLS (1893- 1970)
Fritz
Perls aslında psikanaliz dalında eğitim görmüştür, fakat 1940 yıllarında bu konuyla ilgisini
keserek, daha sonra Gestalt terapisi olarak bilinen, kendi fikirlerini oluşturmaya başlamıştır. 1960
yıllarında Kaliforniya’ya yerleşmiştir. Onun çalışmalarının temeli şu esasa
dayanmaktadır; psikoterapinin amacı sadece bireylerin toplum içindeki yaşama uyum sağlamalarına yardımcı
olmak değil kişisel gelişim için bir araç ve zihin ile duyguları bütünleştiren bir yöntem olması
gerektiğidir. Perls, bireylerin kendi iç güdülerine güvenmeleri ve deneyimlerinin keyfine varmaları gerektiğine
inanmaktadır. Terapide, görsel, işitsel ve dokunsal temsil sistemlerini kullanan ilk terapistlerden biridir. Ayrıca
“kişiliğin farklı yanları” modelini de kullanmıştır. Terapinin amaçlarından
birinin, bu farklı yanların bir arada ve uyum içinde yaşamalarını sağlamak olduğu fikrini
savunmuştur.
Kaynak : Fritz Perls, Gestalt Therapy Verbatim, Real People Press, 1969
VIRGINIA SATIR (1916
– 1988)
Virginia Satır çalışma hayatına bir terapist olarak Şikago’da başlamış
ve ilk etapta alkol bağımlıları ve sokakta yaşayan insanlarla ilgilenmiştir 1951 yılında,
ailelerin tüm fertleriyle bir bütün olarak aynı seansta çalışmalar yapan ilk terapistlerden biridir. 1960’
lı yılların başında Kaliforniya’ya yerleşerek, Don Jackson ve Jules Riskin ile birlikte,
Palo Alto’daki Zihinsel Araştırmalar Enstitüsü’nün kuruluşunda yardımcı olmuştur.
1972 yılında Richard ve John ile tanışmış ve onlarla büyük ölçüde işbirliği yapmıştır.
Virginia Satır insanlar arasındaki karşılıklı dayanışmanın önemini vurgulamış
ve kişisel gelişim ile diğer bireylerin isteklerine saygı gösterme arasında iyi bir denge kurulması
gerektiğini belirtmiştir. Çalışmalarını, bireyin özgüvenini arttırmak ve diğer insanların
bakış açılarını anlamak konularında yoğunlaştırmıştır. Virginia
“Kişiliğin farklı yanları” modelini de kullanmış ve “suçlayan”, “yatıştıran”,
“ilgiyi dağıtan” ve “ hesap eden” olmak üzere dört farklı kişilik tipi modelini
geliştirmiştir. NLP sorularını kullanmış fakat bunları John ve Richard’ın geliştirdiği
sistematik yöntemden daha farklı bir biçimde uygulamıştır. Virginia Satır, “NLP’de temsil
sistemleri” modelinden de yararlanmış ve müşterilerinin bütün duyularını kullanarak kendi sorunlarına
çözümler bulmalarını deneyimlemelerini sağlamaya çalışmıştır.
Kaynak : Virginia
Satır, Richard Bandler ve John Grinder, Changing With Families, Science and Behaviour Books, 1976
MILTON ERICKSON
(1901 – 1980)
Milton Erickson, NLP’nin gelişiminde büyük bir olasılıkla en büyük etkisi
olan kişidir. 18 yaşındayken geçirdiği omurilik iltihabı nedeniyle ciddi boyutlarda hasta olmasına
rağmen, tıp ve psikoloji eğitimi almıştır. Daha sonraki yıllarda bu hastalık onu tekerlekli
sandalyeye mahkum etmiştir.
Kariyerine psikiyatrist olarak devam etmiş ve hipnozun terapi de tedavi edici
bir yöntem olduğunu keşfetmiştir fakat bu çalışmaları diğer psikiyatristler tarafından
tepkiyle karşılanmıştır. Hayatının son on yılında Arizona eyaletindeki Phoenix
şehrinde hipnoterapist olarak çalışmıştır ve bu süre içinde dünyanın dört bir yanından
terapistler ve psikologlar kendisini ziyarete gelmiştir.
Gregory Bateson, Milton’ın terapi konusunda
çok iyi bir model olduğunu söyleyerek John ve Richard’a onu incelemelerini önermiştir. Böylece John Grinder
ve Richard Bandler, Milton’ın Phoenix’teki evinde bir süre kalarak onun çalışmalarını
izlemişlerdir. “The Patterns of Hypnotic Techniques of Milton Erickson” (Milton Erickson’ın Hipnoz
Tekniklerinin Kalıpları) adlı kitaplarında Milton’ın bireyleri transa geçirmek için kullandığı
dildeki üstün yeteneğinin bir bölümünü modellemişlerdir.
Erickson, her bireyin eşsizliğine büyük
değer vermiş ve yaptıkları şeyleri nasıl yapabildikleri konusunda sınırsız bir
merak duymuştur. Genelleştirilmiş psikolojik teorileri benimsemediği için hiçbir sistematik yaklaşım
kullanmamıştır. Bunun yerine terapinin şeklini müşterisinin belirlemesine izin vermeyi tercih etmiştir.
Onun hipnoterapide bireyi özgür kılan tarzı ve kullandığı dilin açık ve anlam bakımından
esnek olması, karşısındaki bireye söylediği şeylerin o birey tarafından kendisine en anlamlı
ve mantıklı gelen bir biçimde yorumlanmasını sağlamıştır. Günümüzde bu tarz hipnoterapi
onun adını taşır ve Erickson Hipnoterapisi olarak bilinir. Ayrıca onun kullandığı
dil kalıpları, NLP’de Milton Modeli olarak öğretilir.
Kaynaklar : Richard Bandler ve John Grinder,
The Structure of Magic I, 1975. The Structure of Magic 2, 1976 Scrence and Behaviour Books. John Grinder ve Richard Bandler,
Trance Formations, Neuro Linguistic Programming and the Structure of Hypnosis, Real People Press, 1981 Richard Bandler
ve John Grinder,Patterns of Hypnotic Techniques of Milton H.Erickson, MD, Volume I, Meta Publications, 1975 John Grinder,
Richard Bandler ve Judith Delozier, Patterns of Hypnotic Techniques of Milton H.Erickson, MD, Volume II,Meta Publications,
1977
ALFRED KORZYBSKI VE GENEL SEMANTİK
(ANLAMBİLİM)
Korzybski, sürekli değişim
içinde olan bir dünya süreci hakkında konuşurken, düşüncelerimizi kullandığımız dille sabit
kalıplar içinde dondurmadan ifade edebilmenin yolunu bulmak amacıyla geliştirdiği ve “genel semantik”
(genel anabilim) adını verdiği bir bilim dalının kurucusudur. “Nöro Linguistik” terimini
ilk olarak 1933 yılında Alfred Korzybski kullanmıştır. Ayrıca, “Harita, temsil ettiği
alan değildir”, başka bir deyişle “harita (dil) ve harita da gösterilen şey (deneyim) farklıdır”
görüşünü ortaya atan ilk bilim adamıdır. Kelimeler, temsil ettikleri nesnelerle aynı şey değildir.
Kelimeler, sadece deneyimin yapısını gösterir. Kelimeler, deneyimin kendisine kıyasla çok daha sınırlıdır
ve bu ikisini yanlış algılayarak birbirine benzetmek sorunlara ve hayal kırıklığına
yol açar. Korzybski dildeki sayısız farklılıkları ortaya koyarak, harita ve temsil ettiği alanın
farklı şeyler olduğunu açıklayan birçok yazı yazmıştır. İnsanların, kullandıkları
dille gerçeğin nasıl bir haritasını çizdiklerini ve daha sonra da bu haritayı gerçeğin kendisi
olarak kabul ettiklerini konu eden çalışmaları vardır. Bir harita asla tam anlamıyla doğru olamaz,
ancak belli bir ölçüde yararlı olabilir. Korzybski’nin çalışmaları, NLP’ de dil modelinin
temelini oluşturan unsurlardan biridir.
Alfred Korzybski’nin öncülüğünü yaptığı çalışmaları,
“ Kullandığımız dilin tamamı metaforlardan oluşmaktadır” görüşünü ortaya
atan George Lakoll ve Mark Johnson devam ettirmiştir. Hiçbir zaman için nesnelerin kesin olarak nasıl olduğunu
ifade edemeyiz, sadece onların neye benzediklerini söyleyebiliriz. En basit cümlelerde kullandığımız
metaforlar bile düşüncelerimizi kanalize ederler. (Elbette ki düşüncelerimizde kanallar yoktur fakat bu son cümlede
düşünce sistemimizin ne şekilde oluştuğunu tasvir etmek için “Kanalize etmek” metaforu kullanılmıştır.)
Dildeki metaforları gerçeğe uygun bir biçimde ele almak, dünyayı nasıl düşündüğümüz ve algıladığımız
ve buna bağlı olarak neler yapabileceğimiz konusunda son derece cazip bazı yeni düşünce yöntemleri
bulmamızı sağlar. NLP genellikle dili, ardında gizli olan düşünce sürecine bir ipucu olarak değerlendirir.
Kaynaklar : Alfred Korzybski, Science and Sanity, Institute of General Semantics, 1944 George Lakoff ve Mark Johnson,
Metaphors ve Live By, Chicago Press Üniversitesi 1980
CARL ROGERS VE KİŞİYE DÖNÜK TERAPİ
Carl
Rogers, “Kişiye dönük terapi” yöntemini bulan ve bu yöntemin yararlarını savunan en ünlü isimdir.
Rogers, müşterisinin kullandığı dili aynı şekilde kendisine yansıtarak onun kendi inançlarını
ve varsayımlarını tarafsız bir gözle ve yargılamadan keşfetmesine ve problemini anlayarak bir
çözüme varmasına olanak sağlamıştır. Yargılamadan dinleme ve yansıtma yöntemleri, NLP’nin
terapiye yaklaşımının merkezini oluşturur. Grinder ve Bandler müşterileriyle birlikte Carl Rogers’ın
video kasetlerini inceleyerek, bunlar üzerinde çalışmalar yapmışlardır.
Kaynak : Carl Rogers,
Freedom to Learn, Merrill, 1983
ERIC BERNE VE İNSANLARARASI İLİŞKİLERİN ANALİZİ
Eric
Berne, 1964 yılında “Games People Play” (İnsanların Oynadığı Oyunlar) adlı
kitabını yayınladı. Bu kitapta, insanların kişiliklerinde değişik “yanlar”
bulunduğu ve bu yanların farklı biçimlerde düşünerek farklı tepkiler verdiği fikri tanıtılmıştır.
Berne, bu yanlardan en önemli olan başlıca üç tanesini “yetişkin”, “çocuk”
ve “ebeveyn” olarak isimlendirmiştir. NLP çalışmalarında, “Kişiliğin yanları”
metaforu, Berne’in kullandığı biçimden biraz farklı olarak geniş çapta yer alır. Buradaki
söz konusu “yanlar” bir metafordur. Hiç kimse gerçek anlamda parçalara bölünmüş değildir, fakat problemler
ve zor kararlarla karşılaştığımız durumlarda bu fikir yararlı olabilir, çünkü insanlar
genellikle birbiriyle çatışan arzular ve duygular içinde kaldıkları zaman kendilerini parçalara bölünmüş
gibi hissederler. Grinder ve Bandler psikoterapi çalışmalarında Eric Berne’in video kasetlerinden yararlanmıştır.
Kaynaklar : Eric Berne, Transactional Analysis in Psychotherapy, (Psikoterapide insanlar arası ilişkilerin
analizi), Souvenir Press, 1961 Eric Berne, Games People Play, Penguin, 1964
KARL PRIBRAM, GEORGE MILLER VE EUGENE
GALLANTERTOTE MODELİ
Karl Pribram, George Miller ve Eugene Gallenter, 1960 yılında yayınlanan,
Plans and the Structure of Behaviour (Planlar ve Davranış Yapısı), adlı kitapta TOTE modelini ortaya
atmışlardır. Bu model, hedeflerimize ulaşmak için “geribildirim” ve “ileri bildirim”
ilkelerini kullanarak ne şekilde tepkiler verdiğimizi ve nasıl davrandığımızı açıklar.
Basit anlamda etki-tepki davranış modelinin yerini almıştır. TOTE modelinde, mevcut durumla arzu
edilen durum arasındaki farkı azaltmaya yönelik bir davranış biçimi sergileriz. Aradaki bu fark tamamen
ortadan kalkıncaya kadar eyleme devam ederiz. Bu model NLP’de hala kullanılmaktadır, çünkü sibernetik
bir modeldir yani belli bir davranışın sonuçları sistem içinde bir geri bildirim oluşturur ve bir
sonraki davranışta kaynak olarak kullanılır. George Miller bir deneyimin aynı anda sadece “yedi
artı veya eksi iki” ölçekleriyle ilgilenebileceğimiz fikrini öne sürmüştür. Dikkat ettiğimiz şeyler
ve deneyimlerimizi düzenleme yöntemimiz, bilgi derecemizi ve hatırlama kapasitemizi etkiler.
Kaynaklar : Karl
Pribram, George Miller ve Eugene Gallanter, Plans and Structure of Behaviour,Prentice Hall, 1960 George Miller, “The
Magic Number Seven, Plus or Minus Two”, Journal of the American Psychological Society, 1956 Gregory Bateson, Friedrich
(Fritz) Perls, Milton Erickson ve Virginia Satir, NLP’nin gelişiminde en çok etkisi olan isimlerdir.
GREGORY
BATESON (1910-1980)
İngiliz bir antropolog olan Gregory Bateson, etnoloji, psikiyatri, psikoloji ve sibernetik
alanlarındaki çalışmalarıyla tanınır. 1920 ile 1930 yılları arasında zamanını
Bali ve Yeni Gine halkını inceleyerek geçirmiştir. Kendisi gibi bir antropolog olan Margaret Mead ile evlenerek
1949 yılında Amerika’ya yerleşmiştir. Kaliforniya’da Palo Alto’da bulunan Emekli Askerler
Kurulunda Jay Haley ve John Weakland ile beraber çalışarak bir süre etnolog olarak görev yapmıştır.
Bu kişiler daha sonraki yıllarda Paul Watzlawick ile birlikte, kısa terapi bilim dalına dönüşen fikirlerin
öncülüğünü yapmışlardır.
Bateson, 1950 yıllarında sistemler teorisi konusundaki Macy
Konferanslarının kurucu üyesidir ve bu çalışmalarını Warren McCulloch ile birlikte sürdürmüştür.
Psikiyatri, sibernetik ve sistemler teorisi alanlarında önemli katkıları vardır. Çok yönlü bakış
açısı, sibernetik epistemoloji ve sistemler teorisi konularındaki yazıları, NLP’nin mantıksal
temelini oluşturur. Richard Bandler ve John Grinder, Bateson’ı resmen modellemedikleri halde, 1970’
lerin başında Santa Cruz’da onunla komşu oldukları dönemde sık sık biraraya gelerek sohbet
etmişlerdir. John ve Richard’ın, iletişim becerilerini modelleme çalışmalarında Bateson’ın
düşünce tarzının ve belirttiği farklılıkların çok büyük etkisi olmuştur.
Kaynak
: Gregory Bateson, Steps to an Ecology of Mind, Ballantine Books, 1972
FRİTZ PERLS (1893- 1970)
Fritz Perls
aslında psikanaliz dalında eğitim görmüştür, fakat 1940 yıllarında bu konuyla ilgisini keserek,
daha sonra Gestalt terapisi olarak bilinen, kendi fikirlerini oluşturmaya başlamıştır. 1960 yıllarında
Kaliforniya’ya yerleşmiştir. Onun çalışmalarının temeli şu esasa dayanmaktadır;
psikoterapinin amacı sadece bireylerin toplum içindeki yaşama uyum sağlamalarına yardımcı olmak
değil kişisel gelişim için bir araç ve zihin ile duyguları bütünleştiren bir yöntem olması gerektiğidir.
Perls, bireylerin kendi iç güdülerine güvenmeleri ve deneyimlerinin keyfine varmaları gerektiğine inanmaktadır.
Terapide, görsel, işitsel ve dokunsal temsil sistemlerini kullanan ilk terapistlerden biridir. Ayrıca “kişiliğin
farklı yanları” modelini de kullanmıştır. Terapinin amaçlarından birinin, bu farklı
yanların bir arada ve uyum içinde yaşamalarını sağlamak olduğu fikrini savunmuştur.
Kaynak
: Fritz Perls, Gestalt Therapy Verbatim, Real People Press, 1969
VIRGINIA SATIR (1916 – 1988)
Virginia
Satır çalışma hayatına bir terapist olarak Şikago’da başlamış ve ilk etapta
alkol bağımlıları ve sokakta yaşayan insanlarla ilgilenmiştir 1951 yılında, ailelerin
tüm fertleriyle bir bütün olarak aynı seansta çalışmalar yapan ilk terapistlerden biridir. 1960’ lı
yılların başında Kaliforniya’ya yerleşerek, Don Jackson ve Jules Riskin ile birlikte, Palo
Alto’daki Zihinsel Araştırmalar Enstitüsü’nün kuruluşunda yardımcı olmuştur. 1972
yılında Richard ve John ile tanışmış ve onlarla büyük ölçüde işbirliği yapmıştır.
Virginia Satır insanlar arasındaki karşılıklı dayanışmanın önemini vurgulamış
ve kişisel gelişim ile diğer bireylerin isteklerine saygı gösterme arasında iyi bir denge kurulması
gerektiğini belirtmiştir. Çalışmalarını, bireyin özgüvenini arttırmak ve diğer insanların
bakış açılarını anlamak konularında yoğunlaştırmıştır. Virginia
“Kişiliğin farklı yanları” modelini de kullanmış ve “suçlayan”, “yatıştıran”,
“ilgiyi dağıtan” ve “ hesap eden” olmak üzere dört farklı kişilik tipi modelini
geliştirmiştir. NLP sorularını kullanmış fakat bunları John ve Richard’ın geliştirdiği
sistematik yöntemden daha farklı bir biçimde uygulamıştır. Virginia Satır, “NLP’de temsil
sistemleri” modelinden de yararlanmış ve müşterilerinin bütün duyularını kullanarak kendi sorunlarına
çözümler bulmalarını deneyimlemelerini sağlamaya çalışmıştır.
Kaynak : Virginia
Satır, Richard Bandler ve John Grinder, Changing With Families, Science and Behaviour Books, 1976
MILTON ERICKSON
(1901 – 1980)
Milton Erickson, NLP’nin gelişiminde büyük bir olasılıkla en büyük etkisi
olan kişidir. 18 yaşındayken geçirdiği omurilik iltihabı nedeniyle ciddi boyutlarda hasta olmasına
rağmen, tıp ve psikoloji eğitimi almıştır. Daha sonraki yıllarda bu hastalık onu tekerlekli
sandalyeye mahkum etmiştir.
Kariyerine psikiyatrist olarak devam etmiş ve hipnozun terapi de tedavi edici
bir yöntem olduğunu keşfetmiştir fakat bu çalışmaları diğer psikiyatristler tarafından
tepkiyle karşılanmıştır. Hayatının son on yılında Arizona eyaletindeki Phoenix
şehrinde hipnoterapist olarak çalışmıştır ve bu süre içinde dünyanın dört bir yanından
terapistler ve psikologlar kendisini ziyarete gelmiştir.
Gregory Bateson, Milton’ın terapi konusunda
çok iyi bir model olduğunu söyleyerek John ve Richard’a onu incelemelerini önermiştir. Böylece John Grinder
ve Richard Bandler, Milton’ın Phoenix’teki evinde bir süre kalarak onun çalışmalarını
izlemişlerdir. “The Patterns of Hypnotic Techniques of Milton Erickson” (Milton Erickson’ın Hipnoz
Tekniklerinin Kalıpları) adlı kitaplarında Milton’ın bireyleri transa geçirmek için kullandığı
dildeki üstün yeteneğinin bir bölümünü modellemişlerdir.
Erickson, her bireyin eşsizliğine büyük
değer vermiş ve yaptıkları şeyleri nasıl yapabildikleri konusunda sınırsız bir
merak duymuştur. Genelleştirilmiş psikolojik teorileri benimsemediği için hiçbir sistematik yaklaşım
kullanmamıştır. Bunun yerine terapinin şeklini müşterisinin belirlemesine izin vermeyi tercih etmiştir.
Onun hipnoterapide bireyi özgür kılan tarzı ve kullandığı dilin açık ve anlam bakımından
esnek olması, karşısındaki bireye söylediği şeylerin o birey tarafından kendisine en anlamlı
ve mantıklı gelen bir biçimde yorumlanmasını sağlamıştır. Günümüzde bu tarz hipnoterapi
onun adını taşır ve Erickson Hipnoterapisi olarak bilinir. Ayrıca onun kullandığı
dil kalıpları, NLP’de Milton Modeli olarak öğretilir.
Kaynaklar : Richard Bandler ve John Grinder,
The Structure of Magic I, 1975. The Structure of Magic 2, 1976 Scrence and Behaviour Books. John Grinder ve Richard Bandler,
Trance Formations, Neuro Linguistic Programming and the Structure of Hypnosis, Real People Press, 1981 Richard Bandler
ve John Grinder,Patterns of Hypnotic Techniques of Milton H.Erickson, MD, Volume I, Meta Publications, 1975 John Grinder,
Richard Bandler ve Judith Delozier, Patterns of Hypnotic Techniques of Milton H.Erickson, MD, Volume II,Meta Publications,
1977
NLP
Ve Başarı
Günümüzde başarı deyince
iş hayatı, okul hayatı veya özel hayat ayrımı yapılmıyor. Bugün gelişme ve haşan,
her alandaki insanı ilgilendiriyor. Çocuklarımızı başarı için geliştirmeye ve motive etmeye
çalışıyoruz. Şirketler ve kuruluşlar, çalışanları geliştikçe daha ileriye gidiyor.
Bunun için de çalışanların kişisel gelişimine yatırım yapmak için bütçe ayırıyorlar.
Kişisel gelişim; insanların kapasitelerini, performanslarını ve sonuç olarak verimini artırmaya
katkısı olacak bilgi, beceri ve yeteneklerin geliştirilmesidir. Kişisel gelişim tamamını
derinlemesine incelediğimizde; öncelikle kişinin kendini daha iyi tanıması, daha iyi ilişkiler ve
daha iyi iletişim kurmak için çevresindeki insanları tanıması, sürekli olarak olumlu davranışlar
sergilemesi, başkaları üzerinde etkili olması, sorun odaklı olmak yerine problem çözümüne odaklanması
ve hepsinden önemlisi beynini etkili biçimde ve en yüksek düzeyde kullanabilmesi gibi davranışlarını geliştirilmesi
bulunduğunu görürüz. Son yıllarda kişisel gelişim kavramı, günlük hayatımızda kullandığımız
ve her yerde önümüze çıkan bir kavram oldu. Önceleri şirketlerin çalışanlarını geliştirmek
için verdikleri eğitimler, bir moda gibi toplumun bütün kesimlerine yayılmaya başladı. Yayınevlerinin
gayretleriyle toplum, önce yabancı yazarların tercüme edilmiş kişisel gelişim kitapları ile
tanıştı. Çok geçmeden bizim içimizden insanlar bu konudaki çalışmaları ile seslerini duyurdular.
Bu kervana her gün yeni arkadaşlarımız katılıyor. Peki, bu bir moda olabilir mi? Pek sanmıyorum.
Bir moda olsaydı, çok kısa zamanda bu konular unutulurdu. Bir eğilim, 10 yıllarla ifade edilen dönem devam
ediyorsa, hem de artan bir ilgiyle, buna moda diyemeyiz. Bu, olsa olsa bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç başarı ve
gelişim mecburiyetinden doğuyor. Ey başarı, ben sana mecburum! Günümüz insanı, gelişmeye ve
başarmaya, geçmişe oranla çok daha mecbur. Koşullar artık çok hızlı değişiyor. Koşullara
ayak uyduramayanlara karşı acıması olmayan günlerde yaşıyoruz. Yarın bugünden daha zor
olacak. Başarma yolunda mazeretlerin ardına saklanmak bizi kurtarmayacak. Toplum olarak hep mazeretlere sığınma
devri bitti. Mazeretlere sığınmanın, ağlanmanın bir faydası olmadığını
da acı tecrübelerle birçok kez yaşadık.
NLP bir yöntemdir: Her davranışın bir yapısı
olduğı görüşüyle yola çıkar. Bu yapı, öğrenilebilir, değiştirilebilir ve modellenebilir.
Hangi davranışların faydalı ve etkili olduğunu anlamak, algılama yeteneklerimize bağlıdır.
NLP bir davranış biçimidir: Merak
ve macera duyguları tarafından biçimlendirilmiştir. Hayata, az rastlanan bir öğrenme fırsatı
olarak bakar. İnsanları etkileyen iletişim biçimleri ve nelerin öğrenmeye değer olduğu konularında
ustalaşmayı amaçlar. NLP bir teknolojidir: NLP, öğrenen kişinin algılarını ve bilgilerini,
bir zamanlar imkansız gibi görünen sonuçlara ulaşmak için organize edebilmesini sağlar. NLP'nin sistematiğini
şöyle açıklayabiliriz. Sistem, temelinde iki ana başlıktan oluşur; 1. Sistemi anlama 2. Sistemi
uygulama / uyarlama
l- Sistemi anlama: Bu adını, NLP'nin bakış
açısını öğrenme aşamasıdır. Burada NPL'nin varsayımlarını çok iyi özümsemek
gerekiyor. 'Sinir' olarak Türkçe'ye çevrilen "Neuro" kelimesi ile anlatılmak istenen, vücudun sadece %2'sini (genellikle
1369 gram civarında) oluşturan beynin ta kendisidir. Bir çoğumuz beynimizi etkin ve bilinçli bir biçimde kullanamıyoruz.
Beyin, kapama düğmesi olmayan bir makineye benzer. İnsanların çoğu beyinlerinin esiridir. Sanki otobüsün
sürücü koltuğuna zincirle bağlanmışlardır ve direksiyon başkasındadır. Beynimize yön
vermezsek, ya kontrolden çıkmış bir halde bir yere çarpıp duracak, ya da bizim adımıza kontrolü
başkaları ele geçirecektir.
Kendini anlama
ve çevreyi algılama: Çevremizde olan biteni beş duyumuzla algılayıp yorumluyoruz. Gördüklerinize, duyduklarımıza
ve hissettiklerini ize inanıyoruz. Çevremizde olan biteni algılayıp yorumlamamız ve bu yorumun bize özgü
olması, kişisel zillin haritamızın çerçevesini oluşturur. Bu kişisel harita bizim gerçekliğimizdir,
yani bilim anlayışımızdır ya da bilincimizdir. Ancak herkesin zihin haritası farklıdır,
bunun için kişilerin zihin haritaları gerçek dünyayı göstermez. Bunu kabul ettiğiniz anda, farklı
açılardan bakmayı öğrenirsiniz. Sizin yaşamakta olduğunuz deneyimlerin, dünyayı algılamaya
yetmediğini fark edersiniz. Dünyayı ve çevremizi algılamaya devam ettiğimiz sürece, haritalama ve çerçeveleme
süreçleri devam eder. Haritamız ve beynin elektrokimyasal bir çalışma sistemi vardır ve kişisel
haritamız, beynimizin sinirsel ağının çalınması ile oluşur. İnsanların kişisel
haritaları hayatları boyunca yaşadıkları deneyimler sonucu oluşur. Bu süreçte, bilinçli veya
bilinçsiz bir şekilde zihinsel filtrelerimize pekçok şeyi ekleyebilir veya çıkartabiliriz. Yani zihnimizi gerçekten
değiştirebiliriz. NLP bize bu değişiklikleri bilinçli olarak yapma ve istediğimiz sonuçlara ulaşma
şansını verir. Peki sizin gerçeğiniz, yani haritanız nedir? Bizler bu dünyayı, olayları,
nesneleri kendi algılama filtrelerimizi kullanarak görüyoruz. Hiçbir şeyi olduğu gibi görmüyoruz. Bizim
gerçekliğimiz (haritamız) bizim sübjektif ve sınırlı algılarımızdır, gerçek dünyayy
göstermez. Bu görüş bazı kişilere şaşırtıcı gelebilir. Başka insanların
deneyimlerini keşfettiğinizde ve farklı yorumlama yeteneğinizi geliştirdiğinizde, öğrenme
becerilerimiz geliştirebilirsiniz. Bizim atasözlerimiz de çok doğru saptamalar yanında, yanlış saptamalar
da vardır. Bunlardan birisi şu sözdür: 'Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.' Alışkanlıkların
değişmeyeceğini anlatmak için söylenmiş olan bu söz, algılarımızın değişmeyeceğini
iddia ettiği için yanlış bir yönlendirme yapmakladır. Aslında gerçek şudur: Değişmeyi
istiyorsanız değişirsiniz.
Yeniden
çerçeveleme: Bu tanım, dünyayı algılama alışkanlıklarımızı değiştirmeyi
ifade eder. Kendi gözlüğümüzü çıkartıp, başkalarının gözlüğü ile bakabilmektir. Aynı
yere bakıp, farklı şeyler görebilmektir. Empatinin temelidir. Şu küçük hikaye yeniden çerçevelenmeye güzel
bir örnektir: "Ayakkabı üreticisi bir firma, pazar araştırmaları için bir elemanını geri
kalmış bir bölgeye göndermiş. Bu bölge de çağın nimetleri adına hiçbir şey yokmuş.
İnsanlar yarı çıplak ve yalınayak dolaşıyorlarmış. Bölgeyi inceleyen eleman şirket
merkezine şu raporu vermiş: 'Burada ayakkabı kullanan yok. Bu bölgede ayakkabı satamayız' Şirket,
bir süre sonra başka bir elemanını aynı bölgeye göndermiş. Yeni giden eleman, bölgeyi incelemiş
ve şu raporu göndermiş: 'Bu bölgede müthiş bir potansiyel var. Hiç kimse ayakkabı kullanmyyor. Buraya
derhal 40.000 çift ayakkabı gönderin. " Yeniden çerçeveleme, olayları yaptığımız faaliyetlerin
bir sonucu olarak görmektir. NLP'nin "Sizin başarısızlık diye yorumladığınız şey,
sadece bir sonuçtan ibarettir" şeklinde anlatılan varsayımı, yeniden çerçevelemenin özetidir. Edison'un
yüzlerce denemeden sonra elektriği bulamaması konusunda ne düşündüğünü soranlara; "Başarısızlığa
uğramadım. Sadece ampulün bulunmayacağı bir yol daha keşfettim" demiş. Demek ki, başarısızlığa
uğradığımızı düşündüğümüzde, moralimizi bozmadan, içinde bulunduğumuz, (durumu,
yaptığımız çalışmaların sonucu olarak göreceğiz. Nerede yanlış yaptığımızı
araştıracağız. Olaylara farklı gözlükle bakmayı deneyeceğiz. Bu konuda Einstein'in ünlü
sözünü hatırlayın: "Problemleri, onu ortaya çıkaran seviyede çözemezsiniz. Bir üst aşamaya geçmelisiniz."
2- Uygulama / Uyarlama: Bu aşama, yapmak
istediğimiz şeyleri nasıl yapacağımızı, nelere ihtiyacımız, olduğunu anlatır.
Kendimizle ilgili olarak bilmemiz gereken dört konu var. Bunları, yolculuğa çıkmadan önce yapacağımız
hazırlıklara benzetebiliriz. 1. Yapacağımız şeye yeterince inanyıor muyuz? 2. Yeterince
bilgili miyiz? 3. Bu işi yapabilecek becerilere sahip miyiz? 4. Kişilik özelliklerimiz nelerdir ve özelliklerinizin
geliştirilmeye ihtiyacı var mı? Bu konularda hazırlıklarınızı kontrol ettikten
sonra yolculuk başlayabilir. Buradan sonra stratejilerinizi uygulamak, öğrendiklerinizi amaçlarınıza uyarlamak
zamanı gelmiştir. 1. Hedeflerini açık
olarak belirle: Nereye gideceğinizi bilirseniz , rotanızı daha kolay belirleyebilirsiniz. Bunun için yolculuğa
çıkmadan önce nereye gitmek istediğinizi belirlemek çok önemlidir. 2. Harekete geç: Başlamak bitirmenin yansıdır derler. Bu ilke hayalperestlerle başaranların
arasındaki farkı gösterir. Başarılı insanlar bir yerden başlayanlardır. 3. Attığın adımları kontrol et: Bir yolda
yürürken, attığınız adımların sonuçları veya gelişmelerini çok iyi izlemek ve analiz
etmek zorundasınız. Burada sezgileriniz, gözlemciliğiniz, aldığınız geri bildirimler çok
önemlidir. 4. Davranışlarında
esneklik geliştir: Attığınız, adımların sonuçlarını erken görmek, başarısızlık
olarak algıladığınız durumdan kurtulmak için taktik değiştirmenizi sağlayacaktır.
|